Bell Witch Olayı

Dizi olayları

Bu öykünün yasandigi yillarda varligini bir yere vurarak belli eden hayalet kavrami bilinmediginden, bir cadilik olayi olarak düsünüldü. ABD’ nin Tennessee eyaletinde Bell ailesinin evine musallat olan kötü bir güç, olayin geçtigi tasra toplulugunda bu güne kadar karsilasilmamis bir olaydi. Bu olay gerçeklestiginde Amerika’ da hiçbir sekilde cadilik ya da cadilarlailgili bir olay yasanmamisti. Sene 1817…

Bell ailesi bir takim hurafeleri de kapsayan güçlü inançlari olan insanlar olarak taninirlardi. Hatta Kate Batt isimli bir kahinin ögütlerine de bazi zamanlarda bas vurduklari oluyordu. Olayin ilk belirtileri 1817 yilinda baslar ve 1821 ilkbaharinin sonunda biter. Ama bir can alarak! John Bell’ in ölümü…

Tennessee, Adams’ta geçen olay Amerika tarihinin en ünlü Poltergeist aktivitesi barındıran hadiselerinden biridir. Olayda tayf halinde varlıkların görünmesinden tutun, kaynağı belirsiz sesler, poltergeist aktiviteleri ve en nihayetinde John Bell’in ölümü vuku bulmuştur. Hem de efsanevi Bell Witch ( Bell Cadısı )’nın elinden.

Doğaüstü olayların tarih kayıtlarına göre, Bell Witch hikayesi 1817 tarihinde, Tennessee’ de çiftçilik yapan Bell ailesinin evlerinde garip fenomenlerin olmasıyla başlamıştır. İlk önceleri evde vuruş, patırtı ve tırmalama sesleri başladı.

“Bell ailesinin evi” 

Örtüler yatakların üzerinden çekiliyor, aile fertleri görünmez varlıklar tarafından tekmeleniyor, tırmalanıyor ve saçları çekiliyordu. Özellikle 12 yaşındaki Betsy Bell işkencenin odak noktasıydı. Küçük kız tokatlanıyor, çimdikleniyor, derisi morartılıyor ve iğneler batırılıyordu. İlk önceleri John Bell bu garip olayları saklamak konusunda kararlıydı. Ancak olayların gelişimiyle bir arkadaşına açıldı. Bell’in arkadaşı bir komite toplayarak evi araştırmaya başladı ve nihayetinde Bell’in arkadaşları evde ürkütücü derecede zeki garip bir gücün bulunduğunu öğrendiler. Bir süre sonra bu varlığın bir de ses kazanmasıyla beraber huzurun sessizliği sonsuza dek kaybolacaktı.

Sesin sahibi olan varlık kendini Cadı Kate Batts olarak tanıtacaktı. Yerel halkın “Kate” diye adlandırdığı varlık Bell evindeki görünmelerini günlük hale getirmişti artık. Her seferinde hasar ve kargaşa yaratıyor ailenin her bir ferdine çeşitli eziyetler yapıyordu. Bir süre sonra cadının Robertson ilçesinde hemen her yerde görülmesi ve garip seslerini duyulmasıyla birlikte bölgedeki insanların tamamı cadıyı öğrenmişlerdi

Varlık o kadar ünlü olduki zamanın generallerinden Andrew Jackson bile ziyaret edip görmek istedi. Ziyareti sırasında o da cadının oyunlarından nasibini aldı ve atlı arabasının tekerlekleri cadı bırakana kadar yerlerinden kımıldamadı.

John Bell “Kate” in sebep olduğu düşünülen garip bir hastalığa yakalandı. Bell hasta yatağında yatarken varlık küfürler edip dürtükleyerek ona rahat vermedi. Bir gün yatağa yattı ve bir daha iyileşemedi. Bir sabah John yatağında tamamen hissiz bir şekilde uzanırken bulundu ve yanında garip bir şişe bulundu. Adamın ağzında şişede bulunan siyah sıvıdan vardı. Sıvı bir kedinin diline damlatıldı, bir süre sonra kedi ölmüştü. Ardından John da kediyi izledi ve öldü. Geride “Kate” zafer çığlıkları atıyordu. Hatta zavallı adamın cenazesinde de görünerek, güldü, küfürler etti ve şarkılar söyledi.

“Ölen john Bell”


Düşman ilan ettiği kişinin ölümünden sonra da kaybolmadı “kate”. Betsy Bell’e musallat olarak, kızın gerçek sevgiyle bağlandığı adam Joshua Gardner la evlenmemesi için tehdit etti. Nedenini söylememesine rağmen daha sonra kızın yerel bir öğretmen olan Richard Powell ile evlenmesine izin verdi. Hemen ardından varlık 7 sene sonra döneceğine söz vererek ortadan kayboldu.

Peki, Cadı Dönmüş mü?

Evet, dönmüş. King Diamond’un şarkısında John Bell öldükten sonra cadının asla gelmediği söyleniyor ama, kitaplara bakılırsa bu doğru değil. Tıpkı söylediği gibi, yedi yıl sonra John Bell Jr. ile konuşmaya başlamış ve gelecekte üç büyük savaş olacağını söylemiş (Bunların İç Savaş, 1. ve 2. Dünya Savaşları olduğu sanılıyor). Jr. ile konuştuktan sonra yine gitmiş ve bu kez 107 yıl sonra döneceğini söylemiş. Bu 1935’e denk geliyor, ama döndüyse de kimseye varlığını ilan etmemiş. Belki de hiç gitmedi, hep mağaradaydı? Hangi mağara mı?

 

Gizemli Bell Mağarası

Dahası da var, soğan gibi soy soy bitmiyor hikaye. Neresi orası? Tennessee. Ne var Tennessee’de? Muazzam bir Kızılderili tarihçesi. Gerçekten de, araştırdığım kadarıyla pek çok kişi, “cadı”nın doğru bir kelime olmadığı görüşünde; orada çok daha kudretli bir varlığın olduğuna inanıyorlar. Zira Bell ailesinin kulübesinin hemen yakınlarında bir mağara var. Avrupalılar kıtaya gelmeden çok önce bile, bu mağara Kızılderili kabileleri tarafından kutsal bir yer olarak kabul edilirmiş, hatta içinde bir mezar bile varmış, ancak yağmacıların hışmına uğramış.

 

 Bell’lerin çocukları sık sık bu mağarada oynamaya gelirler ve ne zaman gelseler tuhaf bir şeyler olurmuş (manyak veletler). Bugün de, mağaraya gidip de tuhaf şeyler yaşadığını söyleyen bir sürü insanın yazdıklarını konuyla ilgili forumlarda okuyabilirsiniz. Mağaranın hala hayaletli olduğuna inanılıyor. Ama pek de korkmuyor olsalar gerek, çünkü cadının hikayesi hala çok fazla turist çekiyor. Günümüzde Adams’da “Bell Witch Fest”‘ler düzenleniyor, şehrin tabelasında bile cadı amblemi var. Burayı ziyarete gelen canına susamış konuklara Bell Kulübesi ve mağara da gezdiriliyor. Sizin de gitmeye niyetiniz varsa, mağarayı gezmek için dikkatli olmanız lazım; Adams bol yağmur alan bir coğrafya ve sel nedeniyle burası çoğu zaman kapalı olabiliyor. Gitmişken, tiyatrolara bakmayı da ihmal etmeyin, Bell Witch’in oyununu bile bulabilirsiniz→

Biraz da Seküler Olalım

Olayda çok fazla karanlık nokta olduğunu inkâr etmiyorum: 1820’lerde bir adam zehirlenerek öldürülüyor ve cinayetin faili aranmıyor (arandıysa da kayıt yok), o tarihlerde son derece dikkat çekici ve skandal bir haber olmasına rağmen ciddi bir gazete haberi de yok. Sadece kasabadan çıkmış bitmez tükenmez söylenceler var. Açıkçası internetteki kaynaklar da sınırlı, ben en güvenilir bulduklarımı kullandım ama çoğu aynı basmakalıp hikâyeyi anlatıyor, çoğu da tutarsız. Bunun nedenini, Bell Cadısı’yla ilgili kitapları satmak istemelerine bağlıyorum. Bu söylenceler hep sözlü anlatılmış, yazıya ilk kez 1880’lerin ortasında dökülmüş. Aynı şekilde, tur hizmetlerinden de sıkı para kazanıyor olmalılar. Konuyla ilgili önerilen iki güzel kitap daha var; John Bell’in torununun torunu Charles Bailey Bell’in yazdığı The Bell Witch of Robertson County, Tennessee ve Charles Edwin Price’nın yazdığı The Bell Witch. Ama ciddi dokümantasyon olmaması, olayın inanılırlığını hayli azaltıyor..

Kate’nin Lucy’yi çok sevip, “dünyanın en iyi ve tahammüllü eşi olduğunu” söylemesi ve John Bell’e olan katıksız nefreti manidar ve Kate’nin Betsy olması ihtimalini kuvvetlendiriyor. Zaten Bell o kadar da masum bir adam değilmiş; yaşlı kadınların elinden arazi almalar, borsada köle satmak filan, hani Quantum sıçraması yapmak istemiyorum ama kızını taciz etmiş olabileceği bence uzak bir ihtimal sayılmaz. Joshua Gardner’ın konu hakkında asla konuşmaması da, çok sevmiş olduğu Betsy’yi korumak istediğini gösteren bir diğer işaret diye düşünüyorum.

Andrew Jackson’un ziyareti ve diğer olaylara gelince… özellikle ilki fazlasıyla safsata ve reklam kokuyor; hele de üç Bell’in onun emrindeki askerler olduğu düşünülürse. Jackson, ziyaretiyle -o da eğer etmişse- pekala halka “Bakın her askerime ne olduğuyla nasıl da ilgileniyorum,” ya da “Bakın, ne kadar cesurum,” mesajı  vermek istemiş olabilir. Kasabanın gelirinin nasıl arttığı düşünülürse iki taraf da kazançlı, hem kim bir generalin sözünden şüphe der ki? Bir söz olursa yani, ama yok. Jackson resmi kayıtlarda asla cadıdan bahsetmemiş. Eğer bahsetseydi, eminim politikaya atıldığında rakipleri bunu kullanarak adamı madara ederlerdi. Ama böyle bir olay hiç gerçekleşmemiş.

Kate’nin dönüşü de pekala ailenin fertleri tarafından uydurulmuş olabilir, kitaplarda daha detaylı anlatıldığından eminim ama gelecek için söyledikleri hayli muğlak görünüyor. Ama diyelim ki gerçekti ve bu tuhaflıklar yaşandı… haddim olmayarak, ne soracağınızı biliyorum.

Peki Bell Ailesi Manyak mıydı, Niye Çekip Gitmediler?!

Eh… nedeni gün gibi ortada. Birincisi, bu bir çiftçi ailesi, üstelik hatırı sayılır derecede arazisi olan bir çiftçi ailesi. 19. yüzyılda insanların alıştıkları, huyunu suyunu bildikleri topraktan ayrılması da çok kolay değil; bizim gibi bir siteden ev bakıp taşınmalarını beklemek biraz abes olur. Taşınmayı düşünselerdi bile, olaylar 4 yıl içinde olup bitiyor, yani o zamanın insanlarına göre epey hızlı bir süreç bu. Olaylarla ilgili dedikodular bir kaç eyalete yayıldığı için öyle yeni başlangıç filan da pek mümkün değil. Ayrıca sekiz çocuklu aileyi de taşımak o kadar kolay olmasa gerek.

İkinci soracağınız şeyi de tahmin edebiliyorum: “Filmi yok mu bunun?”, diyeceksiniz. Var, olmaz mı, hem de bir sürü. Çoğunun IMDB puanı da ne yazık ki parlak değil, ama en ünlüsünü hepiniz biliyorsunuz… Ama gerçek adıyla değil!

 

Blair Değil, Bell Witch Diyeceksiniz!

Yaa, yaa. Şimdi, Blair Witch’in kendi kültürünü yaratmadığını asla iddia etmiyorum, hatta tam tersi. Ama gerek filmlerin, gerek bilgisayar oyunlarının senaryolarının dayandığı kasaba kültürü ve ölümlerin arkasında eski Kızılderili ruhlarının rahatsız edilmiş olması hep Bell Witch olayından esinlenilmiştir. Eğer üç genç kampçının sonradan bulunmuş kamera kayıtları Blair Witch ekibinin yarattığı hayali bir cadı olan Elly Kedward yerine gerçekten yaşanmış Bell vakasına dayandırılsaydı, sanırım bir çok kişi o filmden arızasız çıkamazdı.

Not: Elly Kedward ismi bir anagramdır ve 1500’lerde İngiltere’de yaşamış simyacı ve okültist Edward Kelley’den esinlenmiştir.

Blair Witch’in kalitesiz devam filminin yerine böyle kişilik bozukluğu konu alan, seyirciyi iki arada bir derede bırakan bir şeyler çekselerdi iyi olurdu diye düşünmüşümdür hep, kim bilir belki de yaparlar, ama uzak bir ihtimal. Maalesef bizim cin hikayeleri gibi sinemaya aktarımı pek başarılı olmamış pek çok film var:


Bell Cadısının kim veya ne olduğu hiçbir zaman çözülemedi. Gerçekten yaşamış birinin hayaletimiydi? Yoksa sadece nefret dolu bir varlığın yarattığı bir kimlik miydi? Yada Betsy Bell’i odak alan bir poltergeist olayı mıydı? Kimse gerçeği bilemeyecek. Ancak birçoklarının inancına göre Bell Cadısı hiçbir zaman Tenessee Adams’ı terketmedi. 

 

Peki, Bell’lere Ne Oldu?

Çok kalabalıklar, affınıza sığınarak sadece önemli bulduklarımı yazacağım.

Lucy Bell, kocasının ölümünden sonra zengin bir miras devraldı ve 1837’ye kadar yaşadı. Vefatından sonra kocasının ve diğer çocuklarının yanına gömüldü. Ailenin en büyük oğlu Jesse’nin dokuz tane çocuğu oldu, ancak annesinin ölümünden sonra ailesiyle Mississippi’ye taşındı. 1843’te, orada öldü.

Kate’nin saygısını kazanmış olan John Bell Jr. ise, oğlu Doktor Joel Thomas Bell’e olanları anlattı ve olay ilk kez bu şekilde yazıya geçirildi. Charles Bailey Bell de kitabını yazarken bu notları kullandı (Baba oğul arasındaki bu diyalogların düzmece olabileceği söyleniyor ama hiç veri yok, bulursam güncellerim). Evlendikten sonra kulübelerinin biraz güneyinde bir ev inşa etti, babasının sahip olduğundan iki misli fazla toprak edindi ve yargıçlık yaptı.

Bell Kulübesi, günümüzdeki hali.

Betsy Bell, babasının ölümünden 3 yıl sonra, yani 1824’te Richard Powell’la evlendi ve 1837’deki mali bir krize kadar, politikaya atılan ve bu konuda son derece becerikli olan kocasıyla varlıklı bir hayat yaşadı. Bu evlilikten doğan sekiz çocuğunun sadece dördü yetişkinliğe erişti, bunlardan biri de İç Savaş’ta öldü. 1837’de ailece mal varlıklarını büyük ölçüde kaybettiler, ama Elizabeth kocasını asla terk etmedi. Hayatının sonuna kadar evliliğinin son derece mutlu olduğunu söyledi ve mali sorunlardan ötürü sağlığı bozulmaya başlamış olan kocasına bakmaya devam etti. On bir yıl sonra, Powell öldüğünde kendini yemek yemeye verdi ve obeziteyle birlikte onun da sağlığı bozulmaya başladı, ama o bana mısın demedi; 1888’e kadar yaşadı, öldüğünde 82 yaşındaydı. 1849’da, Saturday Evening Post adlı bir gazete, Bell Cadısı hakkında bir hikaye yayınladı ve her şeyin onun başının altından çıkmış olabileceğini yazdı. Buna sert tepki gösteren Betsy, gazete bir özür yayınlayıncaya kadar davasından vazgeçmedi. Dostlarının söylediğine göre, çok akıllı ve zeki, hoş sohbet bir kadınmış, Kate’den bahsetmeyi şiddetle reddetmiş ve hayatının sonuna kadar yalnız uyuyamamış: sadece duvarla başka bir insanın arasında yattığında huzurla uykuya dalabilirmiş.

Bell Cadısı’nın gizemi, bugün hala açıklanamamıştır ve ne olduğu büyük ihtimalle hiç bilinmeyecek.

 

Notlar: Konuyla ilgili çok fazla çelişkili kaynak bulunuyor.Büyük bir kısmı da tutarsız. Aslında yerinde gidip görüp (gidenler, rehberlerin internette olmayan bir çok şeyi anlattığını söylüyor)

 

Bir önceki yazımda « makalem ilgini çekebilir. Okumanı tavsiye ederim.

224

5

BENZER KONULAR

YORUMLAR



Yorumlar (5 Yorum)

Bir Yorum Yazmak İstermisiniz ?